|
Uçsuz bucaksız gökyüzüne bakıp da hayran
olmamak elde değildir. Çıplak gözle görülebilen
sayısız yıldız bile evrenin ne kadar karmaşık
bir yapıda olduğunu fark etmemiz için
yeterli. Ama çıplak gözle gördüğümüz gökyüzü
evrenin milyarda birlik bir kısmını bile
temsil etmiyor. Gerçekte evren insan aklının
almakta zorluk çekeceği bir büyüklüğe ve
karmaşıklığa sahip. Güneş sistemini barındıran
Samanyolu galaksisi dahil yaklaşık 100 milyar
galaksiden ve sayısız gök cisminden oluşan
devasa boyutlardaki evrenin çapı, devamlı
genişlemeğe devam etmektedir. Evren büyüklüğü
yanında, ilginçliği ve karmaşıklığı ile
de akıl sınırlarını zorlamaktadır. Evrende
var olan enerjinin sadece %10'luk kısmı tanımlana
bilen maddelerden (gezegenler, yıldızlar,
karadelikler ve çeşitli gazlar) oluşmaktadır,
geri kalan enerjinin %90'lık kısmı
"Karanlık madde" ismi verilmiş olan
gözlemlenemeyen ve tanımlanamayan maddelerden
oluşmaktadır. Bu denli büyük ve karmaşık
olmasına rağmen, evrende var olan sayısız gök
cismi eşi görülmemiş bir denge örneği göstermektedir.
Evrenin tüm bu özellikleri kozmolojiyi bilim
adamları için en popüler bilim dallarından
biri haline getirmiştir. Şu an yaşamakta olan
ve günümüze dek yaşamış tüm büyük bilim
adamları evreni araştırmış ve özellikle
teorik kozmoloji alanında çok büyük çalışmalar
yapmışlardır.
Big Bang (Büyük
Patlama)
Bilim
adamları böylesine kompleks bir yapıya sahip
olan evrenin oluşumu hakkında tarih boyunca değişik
fikirler ve teoriler ortaya atmışlardır.
Fakat diğer konulardaki anlaşmazlıklara rağmen
günümüzde evrenin başlangıcı konusu, bilim
adamları arasındaki tam bir fikir birliği ile
"Big Bang" adı verilen teoriye dayandırılmaktadır.
Bu teori evrenin 10-20 milyar yıl önce
"yoktan var edildiğini" ileri sürmektedir.
Yani zamanımızdan 10-20 milyar yıl önce
madde ve zaman yokken "Big Bang" adı
verilen büyük bir patlama ile aniden madde ve
zaman yaratılmıştır. "Big Bang"
teorisi ilk olarak 1922 yılında Alexander
Friedmann tarafından ortaya atıldı. O güne
kadar evrenin durağan olduğunu savunan bilim dünyasının
bu yeni teoriyi kabullenmesi hiçte kolay değildi.
Çünkü bu teori evrenin, zaman ve maddeden bağımsız
olan tüm boyutların üzerindeki bir güç
tarafından yaratıldığı anlamına geliyordu.
Aynı zamanda "maddenin sonsuzdan gelip
sonsuza gittiğini" iddia eden materyalist
felsefe kökünden çürütülmüş oluyordu. Özellikle
materyalist bilim adamları bu teoriyi kabul
etmek istemedi. Fakat "Big Bang" gerçeğini
görmezlikten gelmek çok zordu. Ünlü astronom
Edwin Hubble 1929 yılında yaptığı gözlemler
sonucunda evrenin devamlı genişlemekte olduğunu
ispatladı, bu ispat Big Bang teorisi için çok
büyük bir kanıttı. Hubble'ın bu buluşu
teorinin büyük bir bilim kesimi tarafından
kabul görmesini sağladı, teoriyi kabullenmek
istemeyen ve genişleyen evren modeline uygun değişik
teoriler oluşturmaya çalışan bir kaç bilim
adamı ise ancak1989 yılındaki "Big Bang"
teorisinin kesin zaferine kadar dayanabildiler.
Teorik hesaplamalara göre büyük patlamadan
arda kalması gereken radyasyonu araştırmak üzere
NASA tarafından 1989 yılında fırlatılan
CUBE uydusu bu radyasyonu fırlatılışından
sekiz dakika sonra belirleyerek "Big Bang"
teorisini kesin olarak kanıtladı. Bu kanıttan
sonra artarda gelen diğer kanıtlar teoriyi
desteklemeğe devam etti. Evrendeki
enerjinin bilinen kısmının büyük bölümü
yıldızlarda, Hirojenin (H), füzyon sayesinde
Helyuma (He) dönüşmesi ile oluşmaktadır. Bu
enerji dönüşümü evrenin başlangıcından
bu yana devam eden bir süreçtir. Eğer evren
sonsuzdan beri var olsaydı hidrojenin tümünün
helyuma dönüşmüş olması gerekirdi. Fakat
şu an evrende var olan hidrojen, helyum oranı
teorik hesaplamalara göre "Big Bang"
'den bu yana olması gerektiği gibidir. Bu ve
benzeri bir çok delil "Big Bang"
teorisinin güçlenerek ilerlemesini sağlamaktadır.
Evrenin İlk
Anları Ve Büyümesi
Büyük
patlamadan önce madde varolmadığına göre
maddeye bağımlı olan zamanın varlığından
da söz edilemez. Bu noktada bir fikir ayrılığı
olmadığına göre Big Bang'den öncesinden söz
etmemiz mümkün değil. Bizim inceleye bileceğimiz,
büyük patlama anında neler oldu? Nasıl oldu
da böylesine büyük bir patlama ile bu kadar
kompleks yapıya sahip bir evren oluştu? gibi
soruların cevaplarıdır. Bu soruları ancak
teorik kozmoloji verilerine dayanarak yanıtlaya
biliriz. Fakat elimizde gerekli veriler olmadığı
için Big Bang anını açıklamakta fizik
teorileri yetersiz kalıyor. Daha önceki
anlarda neler olup bittiği konusunda henüz
kesin deliller bulunmadığı için şu an en
fazla patlamadan sonraki 0,00001'inci saniyeden
bahsedebiliriz. Patlama anında ortaya çıkan
muazzam sıcaklık, patlamadan 0.00001 saniye
sonra kuarkların (atom altı parçacıkların)
proton ve nötronları oluşturabileceği seviye
kadar düştü, bu noktada tek atomdan oluşan
ve en basit yapıya sahip element olan H
(hidrojen) elementi oluştu. Patlamadan birkaç
dakika sonra milyar derece cinsinden ifade
edilebilecek değere düşen sıcaklık
sayesinde "döteryum",
"helyum" ve "lityum"
elementleri oluşmaya başladı. "Büyük
Patlama" anından sonraki genişleme hızı
çok hassas bir değerdedir. Yapılan teorik
hesaplamalara göre bu genişleme hızı, gerçekte
olandan milyarda bir daha yavaş gerçekleşseydi
muazzam kütle çekim etkisi ile evren kendi üzerine
çökerek tekrar yok olacaktı. Tersi bir şekilde,
evrenin genişleme hızı milyarda bir daha hızlı
olsaydı atom altı parçacıklar atomu ve dolayısıyla
evrende var olan gök cisimlerini oluşturamayacak
şekilde dağılacaktı. İlk atomların ve
elementlerin oluşmasından sonraki uzunca bir süre
evren genişlemeye ve soğumaya devam etti evren
yeteri kadar soğuduğunda kütle çekiminin
etkisi ile gazlar yoğunlaşarak değişik gök
cisimlerini oluşturmaya başladı. Evrende var
olan hidrojen ve helyum dışındaki tüm
elementler yıldızların oluşumundan sonra, bu
yıldızların çekirdeğinde gerçekleşen nükleer
tepkimler ile üretilmiştir. Bu gök
cisimlerinin bir araya gelerek niçin
galaksileri oluşturduğu henüz kesin olarak açıklanabilmiş
değildir. Bunun açıklanması "kara
enerji" ve "kara delik" olarak
adlandırılan gök cisimlerinin tam olarak anlaşılmasına
bağlıdır. Sonuç olarak bu günün bilimsel
şartları ile kesin bir şekilde açıklayamadığımız
bir süreç sonunda evren şu anki kompleks yapısına
geldi ve her geçen saniye genişlemeye devam
ediyor.
Evrenin Yapısı
Yazımızın
başında da bahsettiğimiz gibi evren akıl
almaz komplekslikte bir yapıya sahiptir.
Evrenin bazı bölümlerinde çok büyük boşluklar
varken, bazı bölümleri yoğun bir şekilde gök
cisimleri ille doludur. İlk bakışta dağınık
gibi görünen bu yerleşim şekli aslında Big
Bang teorisinin ön gördüğü şekilde,
homojen bir evreni oluşturmaktadır. Evren, 400
milyon ışık yılından daha geniş bir bölümü
incelendiğinde homojenlik göstermektedir. Big
Bang'den sonra hidrojen ve helyumdan oluşan
gazlar kütle çekim enerjisi ve dönmelerinden
kaynaklanan manyetik etkinin yardımı ile yoğunlaşarak
değişik gök cisimlerini oluşturdular. Yine
bu Büyük Patlama sonucunda oluşan ve
"kozmik fon ışınımı" adı verilen
radyasyon bütün evrene yayılmış durumdadır.
Gök cisimlerinin yoğunluk gösterdiği bölgelere
galaksi (gökada) adı verilmektedir. Kesin
olmamakla beraber galaksilerin hemen hemen
hepsinin merkezinde galaksiyi dengede tutan büyük
bir karadelik varolduğu tahmin edilmektedir.
Fakat yapılan inceleme ve hesaplamalar var olan
karadelik ve diğer gök cisimlerinden
kaynaklanan kütle çekim etkilerinin bu
galaksileri bir arada tutmaya yetmeyeceği fark
edilmiştir. Bu noktada teorik olarak var olan
fakat tanımlanamayan ve gözlenemeyen başka
bir maddenin varlığı bulunmuştur. Bilinen hiç
bir fiziksel tanıma uymayan ve tamamen görünmez
olan bu maddeye "karanlık madde" adı
verilmektedir. Karanlık madde evrende var olan
maddenin yaklaşık olarak %90'lık kısmını
oluşturmaktadır. Karanlık maddenin dışında
kalan ve tanımlana bilen gök cisimleri genel
olarak gezegenler, meteorlar ve yıldızlardır.
Ömrünü tamamlayan yıldızların ölümü ile
oluşan beyaz cüceler, nötron yıldızları
ve daha karmaşık bir yapıya sahip olan
karadelikler evrenin en yoğun ve hakkında en
az bilgi bulunan diğer cisimleridir. Ömrünü
tamamlayan yıldızların "nebulla" adı
verilen patlamaları sayesinde çekirdeğinde üretilen
ağır elementler uzaya dağılır ve meteor şeklinde
gezegenlerin üzerlerine yağar. Bu yolla demir
gibi ağır elementler gezegenimize patlayan yıldızlardan
bir hediye olarak gelmektedir.
Evrenin
gerçek yapısının şu an bilinenden daha
karmaşık olduğu tahmin edilmektedir. Henüz açıklanamayan
bir çok enerji şekli evrenin değişik bölümlerinde
görev yapmaktadır. Örneğin yakın dönemdeki
bir keşfe göre, evren giderek yavaşlaması
gerekirken aksine hızlanan bir genişleme göstermektedir.
Bu genişlemenin nedenini ve kaynağını bir türlü
açıklayamayan kozmologlar bu güce
"karanlık enerji" adını verilmiştir.
Günümüzde çoğu hesaplara ve tahmine dayanan
bir çok teori ileri sürülerek evrenin yapısı
anlaşılmaya çalışılmaktadır. Fakat evreni
tam olarak anlamak için çok geniş zaman
dilimlerine uzanan ve belki de insan neslinin hiç
birinin göremeyeceği kadar uzun sürecek
inceleme ve gözlemlere ihtiyaç vardır.
Tahminen, gelişen teknolojinin beraberinde
getireceği ileri seviye teleskoplar ve geliştirilecek
yeni gözlem sistemleri ile insan oğlu çok kısa
zaman dilimleri içerisinde kozmoloji alanında
bu gün olduğumuzdan çok daha büyük
bilgilere sahip olacaktır.
Evrenin Sonu
Devasa
büyüklüğe ve akıl almaz karmaşıklığa
sahip olan bu muhteşem evren her şey gibi bir
gün son bulacaktır. Bu sonun nasıl olacağı
sorusu evrenin kapalımı yoksa açık mı olduğu
sorusunun cevabına bağlıdır. Peki
"kapalılık "ve" açıklık"
ne anlama geliyor. Kapalılık, evrenin genişleme
hızının kütle çekim enerjisini yenecek
kadar büyük olmadığı anlamına gelir.
Evrenin açık olması ise, genişleme hızının
kütle çekim kuvvetini yenecek kadar büyük
olduğu, yani evrenin büyük patlama anındaki
hızının kurtulma hızının üzerinde olduğu
anlamına gelmektedir. Şu an teorik fizikçiler
evrenin kapalı yada açık oluşu ile ilgili
kesin bir yargıya sahip değiller. Evren ister
açık olsun ister kapalı üzerindeki bu muhteşem
denge eninde sonunda bozulacak ve madde bir şekilde
yok olacaktır. Eğer evren kapalı ise genişlemesi
bir gün duracak ve Big Bang'in tersi bir şekilde,
kütle çekiminin etkisi altında kalan everen
zamanla küçülecek, ısınacak ve sonuçta
sonsuz yoğunluk ve sıfır hacme ulaşarak yok
olacaktır. Kesin bir bulgu olmamasına rağmen,
bilim adamalarının çoğu evrenin sonunu bu şekilde
tanımlamaktadırlar. Eğer evren açık ise üzerine
çöküş gerçekleşmeyecek, fakat geçen
zamanla birlikte genişleyen evren soğuyacak ve
üzerindeki maddeyi oluşturan tüm enerjiyi
harcanarak yok olacaktır. Bu ikinci yok oluş
senaryosuna göre 1014 yıl sonra
evrendeki tüm yıldızların yakıtı tükenecek
ve bu enerji tükenişi ile soğuyan evren yaklaşık
101500 yıl sonra tamamı ile demire
dönüşerek var olan tüm enerjisini tüketecek.
Şimdilik everenin sonu hakkında ancak bu iki
olasılıktan birinin gerçekleşebileceği
tahmin edilmektedir. Evren yok olduktan sonra
yeni bir evrenin oluşup oluşmayacağı ise
insan oğlunun cevaplandırılamayacağı bir
soru olarak gizemini korumaktadır.
|