Bilim - Teknoloji ve Kültür...


BAKTERİLER

  Bakteriler, öylesine ufak yaratıklardır ki bunlar da "mikrop" diye adlandırılırlar. Bazı bakteriler insanlar için çok yararlıdır, bazılarında öldürücü hastalıklara sebep olduğu için çok tehlikelidir.
  Mikroskopla bakterileri ve etkilerini rahatça inceleyebiliriz. Bazı bilginler, bakterileri ne bir hayvan, ne de bir bitki olarak kabul ederler. Onlara göre bakteriler, bulundukları ortama göre gelişen varlıklardır. Bakteriler, bitkilerin azotu değişmeden saklamalarına, besinlerin bağırsaklarda sindirilmesine yardım eder ama "basil" adı verilen ve ince çubuklar halinde olanları verem, tifo; "kok" adı verilen küçük tanecikler halinde olanları da zat üre gibi tehlikeli hastalıklara sebep olurlar.


BALAST

  Demiryollarını sağlamlaştırmak için rayları birbirine bağlayan traversler, kırılıp ufalanmış taşlardan bir tabakanın içine yerleştirilir. Bu taştan yatağa İngilizce de safra anlamına gelen balast denir. Su balastı ise gemilerde safra vazifesi gören su depolarına verilen addır. Bir gemiye kötü bir şekilde yüklenip de tekne bir tarafa yatınca dengenin sağlanması için o taraftaki su balastlarının içindeki su boşaltılır.


GRİZU

  Kömür, maden ocaklarından çıkartılırken bazen kömür tabakaları arasına sıkışıp kalmış grizu gazı etrafa yayılır. Çok tehlikeli bir gaz olan grizu, bir alev ya da kıvılcımla birden patlar. Yüzlerce işçinin ölümüne yol açan yangınlara sebep olur. 
  Grizu patlamaları, kömür ocaklarında çalışanların hayatını tehdit eden tehlikelerin en müthişidir. İşçilerin can güvenliğini sağlamak için galerilere dolması ihtimali olan zehirli gazlar kuvvetli bir havalandırmayla zararsız hale getirilir. Ayrıca grizu sızıntıları önceden yerleştirilmiş modern uyarma aletlerinin yardımıyla haber alınır. Gazın etrafa yayılmasını önlemek için galeriler bölmelere ayrılmıştır.


GÖZYAŞI

  Gözyaşı bezlerimizin salgıladığı gözyaşı, çeşitli görevleri olan tuzlu bir sıvıdır. Gözyaşı, göz küresinin kendi boşluğu içinde hareket etmesine yardımcı olur; üzerine konan tozları ve yabancı maddeleri alarak gözün temizliğini sağlar. Gözyaşının fazlası solunum sırasında incecik bir kanalla burnumuza akar. Ama çok olunca da mesela ağladığımız ya da gözümüze toz kaçtığı zamanlar gözlerimizden taşarak damlalar halinde yanaklarımızdan aşağıya süzülür.


FOTOSEL

  Fotosel, ışık enerjisini, elektrik enerjisine çevirir. İki çeşidi vardır. Bunların birincisi küçük bir lambaya benzer. Dışardan gelen ışık bu lambada elektrik bakımından kendi şiddetiyle orantılı, bir dengesizlik, meydana getirir. İkinci çeşit fotoseller, aydınlıkta olduğu kadar karanlıkta da elektrik iletebilen cisimlerin en mükemmeli olan "selenyum" denen maddenin özelliklerinden yararlanır. Fotoselde elde edilen elektrik akımı bir anahtarı harekete geçirir. Böyle olunca da, fotosel ile her çeşit elektrikli alet kumanda edilebilir.


HOVERKRAFT

  Hoverkraft İngilizce'de "kayıp giden tekne" anlamına gelen bir kelimedir. Bu adla anılan taşıt, motorlarının çalıştığı dev bir körüğün kendi altıyla deniz ya da toprak arasında meydana getirdiği taşıyıcı bir hava yastığı üzerinde yol alır. Günümüzde 100 yolcuyu saatte 100 Km. hızla taşıyan 40 tonluk hoverkraftlar yavaş yavaş araba vapurunun yerini almaktadır. 200-500 yolcu ve 50 kadar otomobil taşıyacak 150 tonluk dev hoverkraftlar da yapmak mümkündür. En sert dalgalardan bile etkilenmeyen bu teknelerin çok yakın bir gelecekte feribotların yerini alması beklenmektedir.


KAĞIT

  Keçe, dövülüp sıkıştırılarak pekiştirilen hayvansal liflerden meydana gelmiş kaba bir kumaştır. Kağıt da bir bakımdan bitkisel bir keçeye benzer. Önce bulamaç haline getirilen lifler kurutulur, sonra presten geçirilerek incecik yapraklar elde edilir.

  Çinliler daha önce bir kumaş çeşidi olan keçeyi elde ettiklerinden sonra kağıdı da icat etmişlerdir. Çok önceleri Çinliler yazılarını, çok pahalıya mal olan ipek kumaşlar üzerine boyaya batırdıkları fırçalarla yazarlardı. Milattan sonra 100 yılına doğru Tsao-Lun adlı bir Çinli, suya batırılıp yumuşatılmış bambu sapları ve kumaş artıklarıyla bir çeşit keçe elde etmeyi denedi. Elde ettiği hamuru ipek bir süzgeçten geçirip kuruttuktan sonra dövüp incelterek böylece ilk kağıdı icat etmiş oldu. Avrupa'da ilk kağıdın elde edilmesi ancak 1000 yıl sonra oldu.


KOBALT BOMBASI

  Kanserle mücadelede kullanılan kobalt bombası, radyoaktivitenin tıp alanında uygulanmasını sağlayan bir cihazdır. Radyoaktif bir maden olan kobalt 60, Gamma ışınları yayar. Bu ışınların bazı maddelere girme özelliği vardır. Öyle ki 15-20 santim kalınlığındaki kurşun tabakasının içinden bile geçebilirler. İşte kobalt bombası adı verilen bu aletin çıkardığı "Gamma" ışınları, vücudun hasta yerine yöneltilerek oradaki kanserli hücreleri ortadan kaldırabilir. Böylece hastayı ameliyat etmeye gerek kalmaz, üstelik hasta da hiç acı duymaz. 


KURON

  Dolgu yapılmış olsa bile çürüklerden büyük zarar görmüş dişleri kurtarmak için üzerine madenden bir kılıf geçirilir. Buna "kuron" denir.

  Diş, "fildişi" adı verilen asıl gövdeyle bunu koruyan "mine" adlı tabakadan meydana gelmiştir. Asitli maddeler, vurmalar, sert cisimlerin çiğnenmesi dişin mine kısmını bozar. Böylece mine tabakası dişi koruyamaz hale gelir. O zaman bakteriler dişin "fildişi" adı verilen kısmına hücum eder, derken iç kısmına geçerler ve sonunda dişi çürüterek içini boşaltırlar. Diş hekimi, "fers denilen döner aletle çürük kısmı temizler, sonra da özel bir dolgu maddesiyle (gümüş ve kalay malgası ) doldurulur.


MADDE IŞINLANMASI

  Işınlanma olayı, giderek biraz daha gerçekleşme noktasına yaklaşıyor. Fizikçiler şu ana kadar atom altı parçacıklarını ışınlamayı başardılar. Ancak insanların ışınlanması konusu çok uzakta henüz. Bu yıl çok ilginç gelişmeler olacak. Danimarka'da Aarhus Üniversitesi'nden Eugene Polzik ve ekibi iki atom bulutunu ortak bir kuantum durumu içine yerleştirmeyi başardı. Bu durum ışınlanmanın ilk evresi olarak değerlendiriliyor. Geçen yıla kadar fizikçiler üç ya da dört atomu birbirine dolamayı başarmışlardı. Danimarkalı fizikçiler ise milyarlarca sezyum atomu içeren iki bulut arasında bu olguyu gerçekleştirmişlerdi. Bu yıl saf lazer ışını yardımıyla ‘madde’ veya ‘kütle’ pratikte nakledilecek. Bu yıl görülebilir büyüklükteki bir nesnenin ışınlanması denemesi yapılacak.


MAGNETALAR

  Uzaydaki en güçlü manyetik alanları yaratan gökcisimlerinin ‘Magnetar’ olarak adlandırılan ölü yıldızlar olduğu kesin olarak saptandı. Sadece birkaç kilometre büyüklüğündeki bu yıldızlar son derece güçlü bir manyetik alana sahip.
  Bugüne değin yalnızca on tanesi saptanan ölü yıldızların manyetik özellikleri sadece dolaylı olarak belirlenebilmişti.
  George Washington Üniversitesi’nden Alaa İbrahim ve ekibi birkaç yıl önce astrofizikçiler tarafından Magnetar olarak tanımlanmış olan avcı takımyıldızındaki SGR 1806-20 kaynağından yansıyan yoğun enerji yüklü ışınlarını incelediler. Nasa’nın ‘Rossi X-ray Timing Explorer’ röntgen uydusuyla, ölü yıldızın manyetik kuvvetini saptadılar.
  Hesaplara göre ölü yıldız, yaklaşık yüz milyar tesla kuvvetinde bir alana sahip olmalı. (Dünyanın manyetik alanı yaklaşık 50 mikrotesla kuvvetinde ve insan tarafından oluşturulabilen en kuvvetli alan ise yaklaşık 34 000 tesla civarında).